transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2009 Çarşamba

hedefimiz intertoto!

Çok şükür ki nâdir ortak eğlencelerimizden futbolun verdiği uzuuuun mola bitti ve şov yeniden başladı. Erkeklerin bu spora düşkünlüğünü bir tür hayvani itişme/kakışma/tepişme ve bayağılık olarak gören kadınlara inat bol bol izleyeceğiz. Yerim ben o "ne bu böyle canım, bunu izleyeceklerine kitap okusunlar" geyiklerini. Bunu söyleyenlerin kitap solucanı (dikkat: şehir içi otobüslerde "aman bu erkek yanıma oturmasın" melûl bakışlarıyla boş boş dışarıyı seyredenler de aynı insanlar) tadındaki cırtlak haykırışlarının banalliği, futbolun ruhunda var olan uluslarötesi yapışkan ruhun yanına bile yaklaşamaz. Erkeklerin kendilerinden başka bir şeye 1,5 saatliğine bile olsa ilgi gösteriyor olmalarına tahammül edemeyen kadınları, bizimle beraber maç seyretmeye ve mutlu olmaya davet ediyorum. Nitekim bir erkeğin kalbine giden yol da Digitürk'ten geçiyor bu sıralar. Kaybedilmiş dişi cazibelerini evlen(dir)memece programlarında görücüye çıkacaklarına, evlerine bir "plazma+Digiturk" paketi alsalar mürüvveti garantileyebilirler pekâlâ. Bu da böyle biline!

Laf anlamaz karşı cinse ağzının payını verdikten sonra, evimizin salonuna geri dönüyoruz ve ne görüyoruz? Lig maçları ve (her ne kadar aynı tadı vermese de) kupa maçları... Hele bir de haftasonuysa, Türkiye'den taşan futbol coşkusunu Avrupa ile de paylaşabiliyoruz (aynı anda 4 maç seyrettiğimi bilirim). Devre arası transfer penceresinin kapanmasıyla birlikte (FM'den bilerek ve isteyerek kötü tercüme: "transfer window is soon to be closed...") değişen ilk 11'ler, yeşil sahalardaki yerlerini almışlar. İngiltere'de "Keka" hezeyanı ve (Tottenham'ın eski oyuncularını bazılarına sattığından daha fazla para vererek geri toplaması gibi) garip transferler olurken, Türkiye'de (alt sıralardakiler takımlarını feci dağıtırken) üst sıraları ilgilendirecek önemli gelişmeler yaşanmadı. Beşiktaş'ta Fabian Ernst, Trabzonspor'da rohancığımın tabiriyle çakma FM Brezilyalısı ismi ile Alanzinho (nitekim ne kadar çakma olduğunu Ankaraspor maçında yaptığı şık(!) hareketlerden gördük) ve Fenerbahçe'de (favorim) Gökhan Emreciksin... Dün itibariyle Galatasaray'ın canını fena yakan Sivasspor'un yeni gölcüsü Yannick Kamanan'ı da unutmayalım. Zira aralarında en çok ses getirecek oyuncu o olacak gibi görünüyor. Galatasaray ise olması gerektiği gibi sessiz kaldı. Onların en çok ihtiyacı olan transferler ise, sakatlıkları önlemek için gerekli yeni tesisler ve yeni bir tıp kadrosu.

Yeni transferlerin bu takımlara ne faydası olur? Açıkçası fazla bir faydası olmaz. Fabian Ernst'i Schalke'den iyi biliyoruz. Onun da Beşiktaş'ın uçuk sisteminde ne yapacağı tartışılır. Tek başına bütün topları kapıp, bütün pasları verip, bütün faulleri yapması mümkün değil. Futbolunun son demlerine yaklaşan (30) bu Alman oyuncunun mâliyeti de çok tartışıldı (3 milyon EUR bonservis+5,5 milyon EUR topçuya).

Batı memleketlerden ülkemize para için gelindiği çok açık. Ligimizin gelişmiş, ilerlemiş olduğu yalanlarına inanmayın. Bu durumda Turkcell Süper Lig için en akılcı transferler Balkanlar (Beşiktaş'ın yaptığı türden değil ama), Afrika, Güney Amerika ve Orta Doğu'dan yapılanlardır. Yetenekli bir oyuncu bulduğunuzda cüzî rakamlara alabiliyorsunuz. Nitekim Sivasspor'un İsrail'den bulduğu Yannick Kamanan (28) böyle bir transfer. Güçlü fiziği, düzgün bir sol ayağı var. Sivasspor'un ciddiyetle yürüttüğü transfer politikasının son meyvesi. Hatırlayınız, naçizane kendimin bu sayfalarda ilk yarının karmasına seçtiğim Fabio Bilica da Romanya'lardan bulunup getirilmişti.

Fenerbahçe'ye gelirsek, yeni takviyelerle bu takım be yapar? 0 (yazıyla sıfır). Hiçbir şey. Devre arasında transfer istemediğini her fırsatta dillendiren Aragones, takımın ocağına incir ağazı dikeceğe benziyor. Biraz fikstür avantajı, biraz da talihle ilk yarıyı liderin 2 puan ardında kapatabilen Fenerbahçe, önemli bir fırsatı kaçırarak koca bir sezonu hatta (Aragones'ten sonra getirilecek antrenörün uyum sorununu da sayarsak) 1,5 sezonu heba etmiştir. Bu ruhsuz, yanlış sistemle, vasat oyuncularla oynayan takım, isabetli transferler yapılsaydı pekâlâ mutlu sona ulaşabilirdi. Ancak, gerek başta Aziz Yıldırım olmak üzere "Zico olayı"nda gösterilen çokbilmişlik siyaseti, gerekse Aragones'in manasız inatçılığı yüzünden Fenerbahçe başarısızlığa mahkum edilmiştir.

İkinci devrenin başından itibaren oynanan maçlara baktığımızda da öyle anlaşılıyor ki, alınan nâdir oyuncular dahi Aragones'in dikkafalılığı sebebiyle fazla forma şansı bulamayacaklar. Halbuki ne kadar önemli bir yetenek Gökhan Emreciksin... Abdülkadir'i ise korkarım hiç mi hiç izleyemeyeceğiz. Umarım onun sonu da Fenerbahçe'nin yıllar yılı biriktirdiği kötü şöhretinin bir parçası olmaz.

Sözün kısası: Tüm bu olumsuzlukların üstüne bir de (tüm sistemleri altüst eden) Alex ile tazelenen nikâhı (saçma bir terim) ve fikstür dezavantajını (GS, BJK, TS, Bursa, Ankara, Kayseri deplasmanları) koyduğumuzda, Fenerbahçe camiâsının 2009 Mayıs'ında, "Intertoto'ya gitsek mi gitmesek mi" diye (alınan sonuç itibariyle değil ama kaynakların kötü kullanılması itibariyle) utanç verici bir tartışmayı yürütüyor olacağını görür gibi ve duyar gibiyim. Futbolun bir adaleti varsa, tuttuğum takımın en iyi ihtimalle ancak dördüncü olacağını düşünüyorum (Trabzonspor, Sivasspor ve GS geçilemez; belki BJK).

Bu nedenle, futbolumuzun yeni şampiyonlar çıkarıp gelişebilmesi adına Sivasspor'u tüm kalbimle destekliyorum. Başarılar Sivasspor...

20 Kasım 2008 Perşembe

kim gelsin?


Hazır haftanın olayı çarşaf meselesini de halletmişken, vakit geçirmeden bir Fenerbahçe yazısıyla kafa dağıtılabilir, soluk alınabilir. Geçen hafta "kim gitsin?" diyerekten kağıt üzerinde bir nevi futbolcu kıyımı gerçekleştirmiştim. Ama buna ifade özgürlüğü deniliyor canım. Londra'nın Hyde Park'ında kraliçeye küfür etmek nasıl serbetse (kürsüye çıkıp konuşmanın icat olunduğu yer diye biliyorum; yanlışsam düzeltin), blog ortamında da her konuda atıp tutmak serbesttir (şimdilik). İşte bunu seviyorum.

Futbolcuların gıyabında konuşmak, kovuşturmak kolay diyebilirsiniz. Getirin Volkan'ı, getirin Uğur Boral'ı, yüzüne de söylerim. Hatta, geçen haftaki yazıda bahsetmeyi unuttuğum Burak Yılmaz'ı getirin bana. Kaçışın yok Burak. Bu kafayla sen de benim Fenerbahçe tahayyülümde katiyen gidicisin.

"Kim gelsin" yazısı için futbolcu düşünürken, aklıma mütemadiyen forvet oyuncuları geldi (Fenerbahçe'li olduğumdan mıdır nedir). Halbuki bizim sorunumuzun orta sahada olduğunu tespit etmiştik. Bu yüzden, forvet bölgesi dışında isim arayışında oldukça zorlanacağımı (yazının bu kısmına gelene kadar henüz kayda değer oyuncular bulamadım) itiraf etmeliyim.

Eveeeet, Burak Yılmaz'ı da yolladıktan sonra yeni transferlerimize başlayabiliriz. Yurtdışı piyasa oldukça karışık olduğundan, Turkcell Süper Lig'den de yardım alalım.

Ortasaha denemeleri

1. Mehmet Topuz: Varsa, yoksa Mehmet Topuz! Roberto Carlos'un bile, geçen yıl bir panelde mi ne Mehmet "Topiz" adına oy vererek, onu bu ligin en iyi oyuncularından biri olarak görmesine şaşmamak gerek. Bazen bana öyle geliyor ki, bu adam iki 90 dakika üst üste oynayabilir. Top tekniği, gücü, enerjisi ve çok yönlü oyunuyla varsa yoksa Mehmet Topuz! Hasta orta sahamıza ilaç gibi gelir vesselam.

2. Özer Hurmacı: Şu an ligin en iyi orta sahasına sahip görünümdeki Ankaraspor'un, daha çok hücuma yakın oynayan orta alan oyuncusu. Hali hazırda, ligde 5 asisti var. Kısa boylu ve dinamik bir oyun karakterine sahip. Çok teknik bir oyuncu olduğu duran topları da kullanmasından anlaşılabilir. Fakat, onun da kafadan sorunları muhtemel. Son FB-Ankaraspor maçında kendisine yapılan muğlak faul üzerine hakeme gösterdiği tepki ve hezeyan sonucunda, hem hakemden hem de benden sarı kart görmüştür.

3. Appiah: Unutalım her şeyi. Masa başında anlaşsak, Kara Boğa'mıza kavuşsak fena mı olur? Hem 17 milyon Avro tazminattan da diplomatik hareketlerle kurtulmuş oluruz. Sağlıklı halinde onun gibi takım oyuncusu zor bulunur.

4. Gökhan İnler: Çok ütopik oldu, ama olsun. Kendisi Arsenal'e bile tın çekmiş bir kişilik. Udinese'de harikalar yaratıyor. İzleyebildiğimiz kadarıyla.

5. Ali Karimi: İran'ın yaşayan efsane topçusu şu an Bayern kadrosunda. Ancak, hem sakatlıklardan, hem de kadro derinliğinden fazla forma şansı bulamıyor. Orta sahada hem ofansif, hem defansif oynayabilen 30 yaşındaki Karimi'yi, yöneticilerimiz "gel müslüman ülkede top oyna" diyerekten kandırabilirler. Umarım.

6. Theo Weeks Lewis: 18 yaşındaki (ya da kafa kağıdında öyle gözüken) Liberyalı orta saha oyuncusunu, Aykut Kocaman Cezayir'de keşfetmiş. 5 yıllığına da imza attırmışlar. Fizik olarak çok kuvvetli olan küçük Theo, dengeli bir oyuncu görünümde. Ankaraspor'un sağlam orta sahasının şimdiden önemli bir ismi oldu. Bu arada, çok fazla Ankaraspor'lu oldu. Aynı takımda oynayan Anıl'dan da burada bahsedip geçeyim bari.

7. Gustavo Colman: Trabzonspor yeni transferini bırakmayacaktır tabi. Yine de kendisine beğenimi belirtmek isterim. Zamanında da Vestel Manisa'lı Selçuk'u beğeniyordum. N'oldu? Onu da Trabzon aldı; biz de hedef şaşırıp aynı takımdan Burak'ı aldık!

8. Nuri Şahin: Genç solak yetenek, orta sıra takımı Borussia Dortmund'dan transfer edilebilir gibime geliyor. Fahiş fiyatlar ortada uçuşmazsa tabi.

9. Tymoschuk: TV8'deki ilk yıllarında Fikret Engin kendisini, "Tomusçuk" olarak telaffuz ediyordu. "Tomusçuk" aşağı, "Tomusçuk" yukarı. Hey gidi günler hey. Yaşlanıyor muyuz, ne. Şampiyon Zenit'te forma giyen oyuncu, Lucescu'nun Shakhtar'ından şu anki takımına transfer olduğunda, o zamanlar Rusya'nın en pahalı transferi olmuştu. Şu aralar sözleşmesi bitmek üzere olduğundan, Ocak ayında bir çok Avrupa takımı peşinde olacak. (not: Sona ermek üzere olan Rusya Ligi'ndeki topçulara dikkat etmek lazım. Çok iyi oyuncular, çok kelepir transferlere dönüşebilir.)

Defans denemeleri

Bu kısma gerçekten eli ayağı düzgün Türk oyuncu yazmak zor.

1. Fabio Bilica: Sivas'tan aşina olduğumuz Bilica, sezon başında benim en çok dikkatimi çeken savunmacıydı. Sonrasında nasıl bir çizgi izliyor tam emin değilim. Topu iyi oyuna sokan, sert bir oyuncu. 29 yaşında.

2. Orhan Şam: Ümit Milli Takım'da izleme fırsatı buldum. 22 yaşındaki oyuncu, gayet olgun ve iyi gözüktü gözüme. Hacettepe'de sağ bekte oynuyor. Sanırım defansın ortasında da oynayabilir.

3. Serdar Taşçı: Stuttgart'lı genç oyuncuyu dün Alman Milli Takımı'nda oynarken bulduk. Yükselen bir değer. Transferi zor.

Forvet denemeleri

1. Eren Derdiyok: Gurbetçi Eren'i Avrupa Şampiyonası'ndan hayranlıkla hatırlıyoruz. Kendisiyle Galatasaray da ilgilenmiş. Ancak, sürekli Bayer Leverkusen'e gideceğinden bahsediliyor. 20 yaşındaki Basel'li oyuncu, 1.90 boyunda olmasına rağmen ayaklarına da çok hakim.

2. Sercan Yıldırım: Defans oyuncuları yetmezmiş gibi, Manchester United gibi bazı Avrupa kulüplerinin de yakın markaja aldığı Sercan'ı transfer edebilmek biraz hayal olur. Üstelik, gerçekleşse bile Türkiye Ligi transfer rekorunu kırablir. Zira, kendisine şimdiden (hesapta 1990 doğumlu, saçları da dökülüyor bu arada) 5 milyon Avro teklif eden Avrupa devlerine Bursaspor yöneticileri hiç düşünmeden hayır dedi. İlk haftalara hızlı başlayıp 5 gol atmıştı. Hala aynı sayıda takıldı kaldı.

3. Bafetimbi Gomis: St. Ettien'in genç oyuncusunun (23) talibi boldur muhtemelen. Fransa Milli Takımı'nda Avrupa Şampiyonası öncesi boy gösterip iki gol atınca tanımıştık kendisini. Şu sıralar yeniden eski formunu bulmakla meşgul. Hızlı, atletik ve vuruşu olan bir oyuncu. Kendisine bu alanları Türkiye'de bırakırlar mı? O başka tabi.

4. Vagner Love: Brezilyalı milli topçu Vagner'in adı, Zico zamanında da bol bol Fenerbahçe ile speküle edilmişti. Bir de ben edeyim dedim. Rusya'da lig bitmek üzere olduğundan Ocak'ta Avrupa'ya uçabilir. Bakalım, hayırlısı.

5. Mehmet Yıldız: Bitmeyen enerjisiyle Mehmet Yıldız inat etti ve bu ligin aranan golcüsü oluverdi. Özellikle Semih'i (Allah korusun!) kaptırırsak, yerine alınabilir. 27 yaşındaki oyuncunun şimdiden Turkcell Süper Lig'de 9 golü var.

Daha bol keseden spekülasyon yapabilirdim ama benim için transfer edilebilirlik de önemli bir kriter. "Kaka'yı, Adriano'yu alıyoruz, heyt be, var mı bize yan bakan" naraları atsam buna kim inanır? Bir de, "kim gitsin?" yazısında dediğim gibi, yöneticiler takım oyuncusu arayıp bulsunlar lütfen. Yukarıda bahsettiğim oyuncuları tabi ki transfer edemeyebilirsiniz. Ama, İstanbul'a oryantalist hislerle gelip camilerin, minarelerin güzelliğine dalanlardan, jöleli saçları bozulmasın diye kaleci kazağını makasla kesip çıkaranlardan, narin "10 numara"lardan, lider olma sevdasıyla her şeyi yüzüne gözüne bulaştıranlardan bıktık, usandık artık.

15 Kasım 2008 Cumartesi

kim gitsin?


Aslında "kim kalsın" diye sormak daha uygun olabilir. Böylece işimiz daha kolay olurdu. Çünkü, sahada kim oynuyor, kim geyik yapıyor görmek kolay ve bu durumda oynayanlar azınlıkta.

Oynayanlar Semih, Güiza, Deivid, Alex ve Edu. Zaman zaman da Lugano. Özellikle markaj futbolunda Türkiye'de Lugano tartışmasız bir numara. Üstelik, abartılı olacak belki ama Avrupa'da da sayılıdır. Onun sorunu daha çok yerden, hızlı oyunculara karşı.

Dikkat bu isimlerin çoğu yabancı. Peki Türkler n'apıyor? Türkler, İstanbul'un hülyasına dalmış olabilir. Özellikle Volkan kalede, Uğur da solda dalıp dalıp gidiyor. Vederson'un uzun süren yokluğunda Uğur, Sevilla maçlarından topladığı kontörleri tüketti; -19 a düştü. Uğur'un devamlılık ve konsantrasyon problemini bir süreliğine unutsak bile elimizde, sadece sol ayağını kullanabilen süratli bir oyuncu kalıyor. O da çok fazla bir şey etmez. Rakipler bir çaresini buluyor.

Volkan üstüne gelen toplara panter gibi uçmayı seviyor, köşeye gidenlere ise bakmayı. Bir de cepheden yapılan ortalara yumruk atmaya çalışmak ve çıkarken defansı uyarmamak gibi kötü huylar edinmiş (bkz. geçen yılki 1-0'lık GS mağlubiyeti). Sonra da kabak Edu'nun başına patlıyor. Halbuki Edu o ortalara her türlü vuruyordu zaten. Volkan Babacan verilen şansları çok iyi kullandı. Tecrübe eksikliğini daha çok oynayarak aşarsa, çok iyi bir kalecimiz olacak demektir.

Gökhan'a gelirsek, onun sorunları daha duygusal. Kendisine siyah bir Lamborghini ve bir daire almış; paraları çar çur etmiş anlaşılan. Tartışmasız geçen yılın en iyi çıkış yapan oyuncusu Gökhan (ah bir de Avrupa Şampiyonası'nda olsaydı! Sabri bile Terim'in gazıyla öyle oynayabiliyorsa, Gökhan oralarda uçardı muhtemelen), aynı söylentiye göre ayağını yorganına göre uzatmayınca, Aziz Yıldırım'dan yardım istemiş. Ama Yıldırım, "bana mı sordun alırken" diyerek kapı dışarı etmiş. Bu haberlerde gerçeklik payı varsa eğer, Gökhan'ın bu yüzden eski durumunda olamadığını varsayabiliriz. Ancak, ne kadar etkili bir bir sağ kanat oyuncusu olduğunu, geçen hafta Arsenal karşısında tekrar gördük. Oynadığı bu futbol, biz Fenerbahçelileri (yeni Fenerli awesome'ı da tabi) umutlandırdı doğrusu.

Sol arkada Carlos, en hafif tabiriyle sadece idare ediyor. Biraz ilerlemiş yaşından, biraz da tüm başarılara doymuş olmasından olsa gerek, eski performanslarının yanına bile yaklaş(a)mıyor. Yine de Fenerbahçe savunmasında topu kullanabilen tek isim. Ancak top Carlos'un kanadından çıkarken, Uğur'un yüksek top kaybıyla oynaması sebebiyle duvara çarpmış gibi geri geliyor. Dikkatli izleyiciler bu durumu hemen fark edeceklerdir. Toplar sürekli geri dönmeye başlayınca da Lugano ve Edu, Semih'i uzun top yağmuruna tutmaya başlıyor. Tabi ki çoğu taca gidiyor (özellikle Lugano'nun "kırk yıldır uzun top atıyorum ulan" tavırlarına hastayım; izlemenizi şiddetle tavsiye ederim). Savunma oyuncularında en çok sevdiğim özellik topla birlikte çıkışlardır. Savunma yapmaya çalışan takımın üzerine hiç hesapta olmayan fazladan bir oyuncu gelince, rakip takım şaşırıp gollük bir paylaşım hatası yapabilir. Ama Edu ve Lugano onu da becerebilen tipler değil (eskiden Edu yapardı arada sırada, artık o da çıkmıyor- bunu en iyi yapan oyunculardan ikisi Daniel Agger ve Rio Ferdinand). Orta saha oyuncuları da topu yerden ileriye taşıyabilme konusunda problemli olduklarından (bkz. Selçuk, Maldonado), Fenerbahçe'de her daim savunmadan çıkma krizi vardır. O yüzden, Fenerbahçe'ye ileride pres yapan Anadolu takımları hep puan aldılar ve almaya da devam edecekler.

Orta sahaya gelmek istiyorum ama gelemiyorum. Kimi tutsak elimizde kalıyor. Özellikle Emre tutmasan da elinde kalıyor. Müzmin sakat Emre'ye mi kızalım, süper uyanık yöneticilerimize mi? Maldonado, kendi dünyasında. Orta alanda kendi çizgileri var; orada futbol değil, sek sek oynuyor. O alanı terk edince yanıyor, yanıyoruz hep beraber. Selçuk desen, yıllarca bu takımın ancak yedeği olabildi (ah ne güzel bir ikiliydi Appiah-Aurelio). Şimdi ilk 11'e önce onu yazıyoruz. İnanılır gibi değil. Neyse ki ekürisi, sürekli gülen çocuk Kemal'den bir şekilde kurtulduk. 5 sene yedekte durduktan sonra nihayet! Josico oyunu bilen biri. Ama her şey ne kadar hücuma gidebileceğine bağlı. Göreceğiz. Kazım çok yetenekli ama işte sırf yetenek olmuyor. Takımı için oynamak diye bir duygudan bihaber büyümüş. Hala kendini Londra banliyölerinde, mahalle maçı yapıyor sanıyor. Eğer Manchester City gerçekten talipse, satmak için daha iyi bir fırsat bulunamaz.

Hücumda işler fena değil. Semih'in kendini adım adım geliştirdiği süreci izlemek çok etkileyiciydi. Özellikleri saymakla bitmiyor. Pres yapar, ikili mücadeleye girer, duvar pası yapar, uzaktan vurur, iki ayağını da kullanır, iyi kafaya çıkar...Ceza alanı içerisinde müthiş bir bitiricidir. Örnekse, Türkiye-Hırvatistan maçı. Pozisyon sezgisiyle ileriye hamle ve sonrasında sol ayakla ani, müthiş bir vuruş. Top Semih'in yakınına düştüğü için gerçekten çok şanslıydık. Zira o golü, o takımda bir tek Semih atabilirdi. Turkcell Süper Lig'in gol kralı, ayrıca pas özelliğiyle de öne çıkıyor. Dikkatli izleyiciler Semih'in, Carlos ve Alex'ten sonra dikine oynayabilen en iyi pasör olduğunu rahatlıkla görebilirler. Güiza da Semih ile benzer özelliklere sahip. Daha iyi ve daha kötü olduğu yönler var. Savunma arkasına daha iyi koşu yaptığını söyleyebiliriz. Yine görece çok koşan, iyi bir bitirici. Semih ve Güiza mutlaka birlikte oynamalı.

Deivid kendi yerini Zico ile buldu. Sağ kanatta Kazım, Deivid'e kesinlikle rakip bile olamaz. Çünkü Deivid komple bir hücum oyuncusu, yalnızca bir çizgi oyuncusu değil. Deivid'i, Bayram Tutumlu'ya yar etmeden sözleşmesini bir an önce uzatmalı.

Alex'e geldiğimizde işler çok karışıyor. Alex'le oynamak ya da oynamamak. İşte bütün mesele bu! Takımı ileriye taşıyan, yaratıcı bir isim. Özelliklerini saymaya gerek bile yok. Fenerbahçe adına 100 golü, bir o kadar da asisti var. Amma ve lakin sadece hücum yetmiyor artık. Sahada Alex varken, takım savunması kurşun yemiş gibi oluyor. Tam ortada koca bir delik! Bu tip oyuncular 80'lerde kaldı. Yeni nesil 10 numaralar için (önceki futbol yazılarımdan birinde de değindiğim gibi artık 10 numara bile giymiyorlar), Deco'yu (#20) izleyin derim.

Yedeklere de şöyle bir göz atalım. Yasin kendini hazır tutmasını hiç beceremiyor. Onun sorunu da kafadan(yerlilerin topu böyle). Porto maçında, defansın göbeğinde ayak içi ince yapmaya çalışmasından ve sık sık defansif çizgi falan tanımamasından anlaşılabilir. Önder iki bölgede (sağ bek ve defansın ortası) oynayabilen iyi bir yedek. Ali Bilgin kesinlikle kanatta bir şey vermez. Onun, ortanın ortasında denenmesi taraftarıyım. Tüm Fenerbahçe'de iki ayağını birden en mükemmel kullanabilen futbolcu. Kimse bu özelliği üzerinde durmuyor, ne yazık ki. Halbuki, geniş oyun görüşü ve biraz da fizik güç ile Ali'den yeni bir Tugay yaratılabilir. Deniz bu takıma ancak yedek olabilir. Gürhan ve İlhan Parlak üzerinde durmaya ise şimdilik gerek yok.

Eeee, kim gitsin yani? Çok basit. Yeni futbol düzeninde yeri olmayanlar. Hepsini birden değil ama kademeli olarak göndermekte yarar var. Bir kısmı hemen Ocak döneminde inşallah.

Listem (shortlist):

1. Volkan Demirel: Aklını Avrupa'ya takmış ve kendini alemin en panter kalecisi sanan Volkan, kafa olarak hiç bir zaman hazır olmadı. Olamaz da zaten! Çok bariz maç seçen Volkan'ı, Ocak ayında cüzi bir fiyata da olsa lütfen postalayın.

2. Uğur: Oyuncu transferlerinde daha bilimsel teknikler kullanamaz mıyız? IQ testi, EQ testi gibi. En azından bir kişilik envanteri testi yapalım. Tamam, yetenekli oyuncu şart ama verimlilik de önemli değil mi? Oyuncu karakteri de en az yetenek kadar belirleyici.

3. Tümer: Başkan'dan torpilli Tümer'e kesinlikle ihtiyacımız yok. Üstelik uzun süre sakat olan ve kariyerinin sonundaki bir oyuncuya para ödemek boşuna. Appiah'a yapılanları da şahsen unutamadım. Kıyaslamadan edemiyorum.

4. Maldonado: Tam bir hayal kırıklığı. Güney Amerika'da futbol başka türlü oynanıyor. Transfer ederken sadece Alex'in sözüne güvenmek yerine, bunu da düşünmek lazımdı.

5. Kazım: Uygun bir paraya satılmalı. Türkiye'de oynamayacağı uzun zaman önce anlaşıldı.

6. Alex: Evet, yanlış okumadınız! Yukarıda saydığım sebeplerden dolayı Alex ile sözleşme yenilenmemeli. Kendisini, bugüne kadar yaptığı büyük katkılarından dolayı coşkuyla uğurlayabilmeliyiz. Her şey gibi futbol da değişiyor. Bir tercih yapmak zorundasınız. Dirençli ve komple bir takım olmak mı? Sadece forma satıp, Avrupa'da dolaşıp geri gelmeye razı olmak mı?

7. Emre: Emre'den nasıl kurtulacağız, işte onu hiç bilmiyorum.

Not: Sonraki futbol yazım "kim gelsin?" olacak. Bol spekülasyon ve atmasyonla daha eğlenceli bir yazı olmasını umuyorum. Bu uzun yazıyı okuyan varsa, sağolsun, varolsun ve ses versin :)