Bu son film olayı da gösterdi ki, Türkiye'nin gazetelerinde yazarlık yapan/yaptırılan şahıslar, en hafif tabiriyle şuur ve/veya vicdan fakiridirler. Bu işe ilk başladıklarında gayet şuurlu (vicdandan emin değilim, çünkü o çok daha güçlü bir duygu ve sonradan kazanmak zordur) olduklarını, ancak bir süre sonra "napalım, demek ki bu oyunun kuralı da buymuş" diyerek, ideolojik medya savaşlarında cephe seçimine gittiklerini tahmin ediyorum. Çıkarcı, kayırmacı, yıkamacı yağlamacı kültürümüzle ne kadar da uyumlu...
Topluca saçmalamaya başladık. Filmi izlemeye tenezzül etmemiş, bunun yerine "çok güvendiği dostlarından" film yorumları almakla yetinmiş (oh ne güzel) olan tipik Hürriyet yazarı Bekir Coşkun "Atatürk Mustafa'yı görse" diye bir yazı yazmış. Atatürk, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında "Mustafa" filminin galasına geliyor ve İsmet İnönü'ye elinde kamerasıyla bekleyen Can Dündar'ı işaret ediyor: "'Şu arkada, elinde bazuka gibi boru olan, topçu neferi midir?..' İsmet Paşa: 'Hayır Gazi Hazretleri, o Can Dündar, muharrir... Elindeki kamera aleti, hususiyeti sinema çeker...' Atatürk:'Niye atlarımızın kıçını çekiyor?.." İsmet İnönü: 'Buna insani boyut belgeseli diyorlar...'" (Alakasız bir eleştiri: Bu ne biçim Türkçe'dir, bu ne biçim anlatımdır da her şeye üç nokta koyuyorsun sayın köşe yazarı?)
Bu ne şimdi?? Film eleştirisi mi? Devamında, Bekir Coşkun daha da coşarak filmin, "bir takım" çevrelerden (Fettullahçı mesela) para alınarak, sipariş üzerine yapıldığını da ima ediyor.
İşi fanatizme vuran yine bir Hürriyet yazarı da şöyle diyor:
"Neymiş efendim...
Atatürk rakı içiyormuş.
Aslandı o, aslan...
Aslan sütü içecek tabii."
"Nasıl koydu şanlı kanaryaaaa, kanaryaaa, kanaryaaaa" gibi bir şey değil mi bu? Sen filmi izledin mi birader? Hayır.
Saçmalamaya devam edelim. Tesadüf olamaz; yine bir Hürriyet yazarı Mehmet Yılmaz (kişisel olarak da hiç hazzetmem) şöyle demiş: "Atatürk de elbette yalnız değildi. Yakın arkadaşları, sırdaşları vardı, hayatına giren kadınlar da oldu. Ve hiç kuşkusuz çevresinde geniş bir sevgi halesi vardı." Sevgi halesi kısmı beni özellikle duygulandırdı. Aynı yazıda "yalnızlık, büyük devlet adamları için kullanılan bir klişedir" diyen yazarın, bu sevgi halesi/yumağı lafını klişeden saymaması ilginç. Filmi izlemiş mi? Tabi ki, hayır.
İlk kez, Türk televizyonlarının reyting canavarı buz pateni yarışmasında tanıştığımız, ağlak sesli çocuk Oray Eğin de tartışmaya Akşam gazetesindeki köşesinden (kim dağıtıyor bu köşeleri?) katılmış:
"Can Dündar toplumda hele de bu dönemde en hassas olan bir damara, laikliğe temas etti. Yıllarca laiklik üzerinden para kazandı, ‘Sarı Zeybek’in tekrarlarından yüz binlerce doları cebine indirdi ve şimdi baktı ki konjonktür dönüyor, bu sefer başka bir rantın peşine düştü." Yazı, "...Biliyorsunuz değil mi Can Dündar, Said-i Nursi belgeseli üzerinde çalışıyor bir süredir. Yani Fethullah Gülen cemaatine göz kırpıyor, kendini buraya entegre ederek oradan rant toplayacak" şeklinde devam ediyor. Şimdi genççç Oray filmi izlemiş mi? Kesinlikle hayır. Metinde film adına bir şey var mı? Yok. Gerek var mı ki?
Bir de, Turkcell'in filmden sponsorluğunu çekmesi olayı var. Turkcell ile aynı patrona sahip gazetede yazan genççç Oray, yağcı medya akrobasisini çabuk çözmüş. İyi bir gözlemci anlaşılan. (not: Aynı delikanlı, 3-5 sene önce çıkarılacak bir dergi için Can Dündar'dan övgü dolu sözlerle bahsederek kendisinden iş istemiş.)
Birileri de filmde gösterilen bir fotoğrafı kastederek, "Atatürk'ün boyu neden bu kadar kısa gösterilmiş" demiş! O birileri kimmiş? Aradım, bulamadım. Sadece Can Dündar'ın bunun üzerine "Pardon ama ben ne yapabilirim?" dediğini bilelim yeter.
Bunlar oluyor, yapılıyor ama bilen bilir "Mustapha" yı tek jetonda bitirmek kolay değildir. O dinazorlar, gelip gelip sizi ısırır; "bıçakçı"yı geçmek zordur. Feci jeton yutar (misal ben hiç bitiremedim). Filmi izlemeden, saçmalık sanatında çığır açmaya çalışan köşecilerimizin maskesinin, filmi izleyip artık kendi akıl-fikir aygıtını kullanmanın vaktinin geldiğine karar veren (muhtemelen eski) okuyucuları tarafından düşürülmesini umuyor da umuyorum. Ama olmuyor, olmuyor işte.
Biz de (müsadenizle) haftasonu filme gittik. Film başlamadan önce lavaboya gittiğim bir sırada arkadaşlarım (kankilerim, canlarım benim), salonu boşaltan bir izleyicinin "olur mu öyle şey? Atatürk'ü sarhoş göstermişler..." (onlar kim? Öteki korkusu, hizipçilik) tadında hezeyanına tanık olmuşlar. Filmi izlese de, izlemese de insanlarımız, kendi çizgisinden olan(!) köşeci kanaat(sizlik) önderlerinin gazına gelebiliyor demek ki.
Son olarak, Can Dündar'a dikkat edilmesini tavsiye ediyorum. Genç Bakış programına katıldığında efendi çizgisinden kaymaya başladığını hissettim. Bilmem ne üniversitesi öğrencilerinin soruları (daha çok, süper beyinlerinin süzgecinden geçmiş yargıları) karşısında, resmen saçını başını yolduğunu gördüm. Yaşanan saçmalıklardan bunalan Can Dündar'ın cinnet getirerek eline pompalıyı alıp sağa sola sıkmaya başlayabileceğinden korkuyorum. Böyle bir şey olursa da, korkmasın. Arkasında kapı gibi Başbakan var.
Not: Filmi beğendim ama sinema alışkanlığına uydurabilmek için fazlaca kesildiğinden, anlatımda kopukluk olduğunu düşünüyorum. Daha iyi olabilirdi.
Mustafa filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Kasım 2008 Salı
31 Ekim 2008 Cuma
hastasıyız
Mustafa filminin yankılarıyla devam. Buradan iyi malzeme çıkıyor hakkaten. Hakkını vermek lazım. Köksal Toptan ve yeşilaycı sansürcülükte son nokta yaklaşımına değinmiştik. Şimdi sıra ağır toplara geldi. Eveeeet, tezahüratlarla Deniz Baykal denildiğini duyuyorum (çağrışım PES'ten: "The fans are chanting his name..."). Kulağım çınlarsa da başka bir anlama gelecek; o çınlamanın kaynağını da yine blogumdan bileceğim. Olsun. Acısıyla, tatlısıyla "alicenap kuşbeyinli" blogumuza sahip çıkmam gerek (aşk/eski-aşk gibi aynen).
Şimdi, ne demiş "Mustafa" filmini izledikten sonra değerli büyüğümüz, rakipsiz (nedense! Dandik Mustafa Sarıgül muhalefetini bile fazla ciddiye alıp küçücük salonu kapatmasından, Sarıgül delegelerini içeri almamasından ne kadar kendine güvenli bir liderimiz olduğu anlaşılıyor) Deniz Baykal: "Can Dündar Sarı Zeybek'i yapmıştı. Şimdi 'Can Dündar 2008' olarak gördüm. Yani Türkiye'nin başta Ergenekon olmak üzere yaşadığı 2008 sürecinin yansıması olan Can Dündar yaklaşımı var."
Muhteşem bir tespit. Yani, Can Dündar eskiden iyi çocuktu, imanlı çocuktu (Ata'sını severdi); şimdi ise yoldan çıkmış (strayed), hem de hep bu AKP ve onun uydurduğu Ergenekon (ne alaka şimdi Ergenekon?) safsatası yüzünden. Belli ki Deniz Baykal Atatürk'ün de bir insan olduğunu, bir Mustafa olduğunu unutalı yıllar olmuş. Atatürk üzerinden, bünyemizde bir peygamber duyarlılığı yaratılması için uğraşılmaya başlanalı uzun yıllar geçti (mini mini bir kuş iken And'ımızla başlayıp, Gençliğe Hitabe ile devam eden süreç. Malum tekinsiz zamanlarda bir generalin Nutuk'u okullarda ezberletmeyi düşündüğü söylenir. Kutsal kitap niyetine olabilir mi??). Ve hala bir sonuç yok. Bu aptal millet AKP'ye oy veriyor, hala. Ve bak şu yaramaz entellektüel züppelerin yaptıklarına. Sen kimsin de yok Atatürk karanlıktan korkuyormuş, yok rakiplerini tasfiye etmiş filan diyorsun. Al sana Karakan: "Eeeeeeyyy kafir" (bu senin için Asım (:)! Böyle coşkulu (3 resepsiyonlu, bol birlik mesajlı) bir Cumhuriyet yıldönümünü, bol resmi tarihli ideolojik (ulusalcı) propaganda ile taçlandırmak lazım gelirdi tabi ki. Tıpkı flarmoni orkestrasının yaptığı gibi (1 güfte 12 beste geyiği için bkz: 27.10.2008 tarihli Ayhan Aktar'ın Taraf'ta çıkan yazısı). Can Dündar bunu yapmadığı için liderimizi sükut u hayale uğratmış belli ki. O ise, insan olan Atatürk'ü anlattığı için ve mirasına bu şekilde sahip çıktığı için mutlu. Baykal'ın takdirini beklemiyordur herhalde. Şaşırmamıştır.
Şu ilginç geliyor asıl: Haberin devamında, Deniz Baykal'ın Can Dündar'a Atatürk dersi vermesi. Öyle değil, böyle böyle oldu demiş Baykal. Kendisinden de bir film bekliyoruz. Nasılsa muhalefeti Kemal Kılıçdaroğlu'na (bir süreliğine de olsa) devrettiği için boş zamanı çok. Belki de "ya bu Kemal çok parladı, şunu bir belediye başkanı yapalım" planları yaptığı için kafası meşgul de olabilir. Bilinmez. Hastasıyız.
Not: Yeter artık gelsin bir Şanlı Fenerbahçe yazısı.
Şimdi, ne demiş "Mustafa" filmini izledikten sonra değerli büyüğümüz, rakipsiz (nedense! Dandik Mustafa Sarıgül muhalefetini bile fazla ciddiye alıp küçücük salonu kapatmasından, Sarıgül delegelerini içeri almamasından ne kadar kendine güvenli bir liderimiz olduğu anlaşılıyor) Deniz Baykal: "Can Dündar Sarı Zeybek'i yapmıştı. Şimdi 'Can Dündar 2008' olarak gördüm. Yani Türkiye'nin başta Ergenekon olmak üzere yaşadığı 2008 sürecinin yansıması olan Can Dündar yaklaşımı var."
Muhteşem bir tespit. Yani, Can Dündar eskiden iyi çocuktu, imanlı çocuktu (Ata'sını severdi); şimdi ise yoldan çıkmış (strayed), hem de hep bu AKP ve onun uydurduğu Ergenekon (ne alaka şimdi Ergenekon?) safsatası yüzünden. Belli ki Deniz Baykal Atatürk'ün de bir insan olduğunu, bir Mustafa olduğunu unutalı yıllar olmuş. Atatürk üzerinden, bünyemizde bir peygamber duyarlılığı yaratılması için uğraşılmaya başlanalı uzun yıllar geçti (mini mini bir kuş iken And'ımızla başlayıp, Gençliğe Hitabe ile devam eden süreç. Malum tekinsiz zamanlarda bir generalin Nutuk'u okullarda ezberletmeyi düşündüğü söylenir. Kutsal kitap niyetine olabilir mi??). Ve hala bir sonuç yok. Bu aptal millet AKP'ye oy veriyor, hala. Ve bak şu yaramaz entellektüel züppelerin yaptıklarına. Sen kimsin de yok Atatürk karanlıktan korkuyormuş, yok rakiplerini tasfiye etmiş filan diyorsun. Al sana Karakan: "Eeeeeeyyy kafir" (bu senin için Asım (:)! Böyle coşkulu (3 resepsiyonlu, bol birlik mesajlı) bir Cumhuriyet yıldönümünü, bol resmi tarihli ideolojik (ulusalcı) propaganda ile taçlandırmak lazım gelirdi tabi ki. Tıpkı flarmoni orkestrasının yaptığı gibi (1 güfte 12 beste geyiği için bkz: 27.10.2008 tarihli Ayhan Aktar'ın Taraf'ta çıkan yazısı). Can Dündar bunu yapmadığı için liderimizi sükut u hayale uğratmış belli ki. O ise, insan olan Atatürk'ü anlattığı için ve mirasına bu şekilde sahip çıktığı için mutlu. Baykal'ın takdirini beklemiyordur herhalde. Şaşırmamıştır.
Şu ilginç geliyor asıl: Haberin devamında, Deniz Baykal'ın Can Dündar'a Atatürk dersi vermesi. Öyle değil, böyle böyle oldu demiş Baykal. Kendisinden de bir film bekliyoruz. Nasılsa muhalefeti Kemal Kılıçdaroğlu'na (bir süreliğine de olsa) devrettiği için boş zamanı çok. Belki de "ya bu Kemal çok parladı, şunu bir belediye başkanı yapalım" planları yaptığı için kafası meşgul de olabilir. Bilinmez. Hastasıyız.
Not: Yeter artık gelsin bir Şanlı Fenerbahçe yazısı.
Etiketler:
Deniz Baykal,
Geyik,
Mustafa filmi,
Siyaset
yeşilaycı (teetotaller) Köksal Toptan
Can Dündar'ın "Mustafa" (Mustapha-küçükken oynadığımız atari oyununu çağrıştırıyor bana; o oyunki bize, sağa sola jeton için yalvarmak gibi türlü rezillikler yaşatmıştı) filminin galasına Devlet erkanımız teşrif etmişlerdi (showed up). Salı günüydü herhalde. Film çıkışı siyasilere film hakkındaki görüşleri sorulmuş. Yumuşak bir giriş ve güzel bir başlangıç için önce (sonra bir de Deniz Baykal'ın söyledikleri, "talihsiz", akıllara zarar laflar var, onlar sonra büyük finalde) şiirsever barışçıl diyalog insanı (etliye sütlüye dokunmam, yanarım aman) Köksal Toptan'dan ilginç bir yaklaşım. Filmi genel olarak beğenmiş fakat Atatürk neden bu kadar çok sigara içiyormuş?! (Ne alaka?!) Bu görüntüler gençliğimize kötü örnek olabilir ve kanunla çelişebilir gibisinden şeyler söylemiş. Amellerimiz imanın aynasıdır aman aman. Devletçe kendi çapında interneti sansürlemeye çalışmakla ne kadar da uyumlu bir yaklaşım. Tebrik ediyorum.
(Uzun Not: İnternet sansürü işine ayrıca girmek lazım. İnsan aklı işte; bazı sorular takılmıyor değil-takılmazsa eyvah zaten. Ne yani, tüm gün kendini pornodan pornoya vuran "görevli" savcılarımız mı var? Belli bir seviyeden sonra (bol mesaiyle) bu savcılar endüstriye hakim oluyorlar mı? Mesela, Kobe Tai, Jenna Jameson, hatta ve hatta Peter North'u ezbere biliyorlar mı?! Evet ise, arkadaş/meslektaş sohbetlerinde "birader geçen gene çalışıyodum, Devon diye bi hatun keşfettim; Allah seni inandırsın her tarafı bıngıl bıngıl" diye muhabbet ediyor olabilirler mi?!! Pekiii, bu savcılar bir yerden sonra işi iyice özümserlerse ne olacak? O zaman yeni siyah kasklı, motorlu, eğitimli sapıklarını bürokrasi kendi eliyle mi yaratmış olacak?? Bu vatandaşlar yakalanıp çıkarıldıkları mahkemede "bizi devlet/bürokrasi böyle yaptı" derlerse haksız mı olurlar? O zaman da meclis şipşak (another) dahiyane bir kanun çıkarıp memurların motor kullanmasını yasaklar mı? Böylece sorunu çözdüğünü zanneder mi? Zanneder. Kesin. Savcılarımıza derhal helal süt emmiş bir kız bulup evlenmelerini tavsiye ediyorum. O da sakat gerçi. "Kıza yazık olur" anlayışıyla.)
Şimdi ne yapalım? Türk televizyonlarındaki dahiyane buluşla, RTÜK'ümün başkanı deniz fenerinin efendisi ("master of the lighthouse", "hamster of the lighthouse" da olur) istifa etmem aman aman Zahid Akman'ın (dikkat: Mahkeme kararıyla şeyhinin adını almak için babasına dava açmış kişi) önderliğinde Atatürk'ü de mi mozaikleyelim? Gerçi Köksal Toptan keselim demiş, mozaik dememiş ama olsun. Yapalım be. Bakalım nasıl görünecek. Estetik olarak. O zaman da "hiii ulu önder ayıp şeyler mi yapıyooo, niye öyle gözüküyooo" demeyecek mi korumaya muhtaç miniklerimiz? O zaman da şöyle açıklarız: "Hayır evladım devlet öyle uygun görmüş; o herşeyi bizim yerimize düşünür, yapar." Evet aynen öyle yapar. Çünkü biz "sıradan" vatandaşlar gerizekalıyız. Sanki anlamıyoruz mozaiklenince sigara içildiğini. Yalnız arada puro mu sigara mı diye ayırdedemiyorum. O da bir başarıdır. Ne yalan söyleyeyim.
Bu arada Atatürk ve sigara mevzuuna, Can Dündar'ın cevabı: "Kanuna uymaktansa, tarihe sadık kalmayı tercih ederim". Nokta.
(Uzun Not: İnternet sansürü işine ayrıca girmek lazım. İnsan aklı işte; bazı sorular takılmıyor değil-takılmazsa eyvah zaten. Ne yani, tüm gün kendini pornodan pornoya vuran "görevli" savcılarımız mı var? Belli bir seviyeden sonra (bol mesaiyle) bu savcılar endüstriye hakim oluyorlar mı? Mesela, Kobe Tai, Jenna Jameson, hatta ve hatta Peter North'u ezbere biliyorlar mı?! Evet ise, arkadaş/meslektaş sohbetlerinde "birader geçen gene çalışıyodum, Devon diye bi hatun keşfettim; Allah seni inandırsın her tarafı bıngıl bıngıl" diye muhabbet ediyor olabilirler mi?!! Pekiii, bu savcılar bir yerden sonra işi iyice özümserlerse ne olacak? O zaman yeni siyah kasklı, motorlu, eğitimli sapıklarını bürokrasi kendi eliyle mi yaratmış olacak?? Bu vatandaşlar yakalanıp çıkarıldıkları mahkemede "bizi devlet/bürokrasi böyle yaptı" derlerse haksız mı olurlar? O zaman da meclis şipşak (another) dahiyane bir kanun çıkarıp memurların motor kullanmasını yasaklar mı? Böylece sorunu çözdüğünü zanneder mi? Zanneder. Kesin. Savcılarımıza derhal helal süt emmiş bir kız bulup evlenmelerini tavsiye ediyorum. O da sakat gerçi. "Kıza yazık olur" anlayışıyla.)
Şimdi ne yapalım? Türk televizyonlarındaki dahiyane buluşla, RTÜK'ümün başkanı deniz fenerinin efendisi ("master of the lighthouse", "hamster of the lighthouse" da olur) istifa etmem aman aman Zahid Akman'ın (dikkat: Mahkeme kararıyla şeyhinin adını almak için babasına dava açmış kişi) önderliğinde Atatürk'ü de mi mozaikleyelim? Gerçi Köksal Toptan keselim demiş, mozaik dememiş ama olsun. Yapalım be. Bakalım nasıl görünecek. Estetik olarak. O zaman da "hiii ulu önder ayıp şeyler mi yapıyooo, niye öyle gözüküyooo" demeyecek mi korumaya muhtaç miniklerimiz? O zaman da şöyle açıklarız: "Hayır evladım devlet öyle uygun görmüş; o herşeyi bizim yerimize düşünür, yapar." Evet aynen öyle yapar. Çünkü biz "sıradan" vatandaşlar gerizekalıyız. Sanki anlamıyoruz mozaiklenince sigara içildiğini. Yalnız arada puro mu sigara mı diye ayırdedemiyorum. O da bir başarıdır. Ne yalan söyleyeyim.
Bu arada Atatürk ve sigara mevzuuna, Can Dündar'ın cevabı: "Kanuna uymaktansa, tarihe sadık kalmayı tercih ederim". Nokta.
Etiketler:
Geyik,
Mustafa filmi,
Siyaset
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)